Sürdürülebilirlik ve enerji güvenliği: Enerji dönüşümünü yeniden tanımlıyoruz

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı ve Türkiye İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar ve Hazine ve İklim Değişikliği Uzmanı Dr. Bengü Özge Şerifoğlu, sürdürülebilirlik ve enerji güvenliğine ilişkin bir yazı kaleme aldı.2022 yılı sona erip giderken yerini 2023’e, insanlığı ise tüm dünyayı sarsan olaylar ve bunların sonuçları ile başbaşa bırakmaktadır.    Peki ne olmuştu 2022’de, gelin hep birlikte bir kısaca hatırlayalım:    Küresel pandeminin sağlık üzerindeki etkileri henüz bitmeden getirmiş olduğu ekonomik kriz, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan ve küresel piyasalarda çalkantılara sebep olan ilk ve en büyük küresel enerji krizi, COP-26’da alınan kararlar neticesinde tüm ülkelerce acilen atılması gereken adımlara vurgu yapan iklim krizi derken bu üçlü küresel kriz ile insanlığın mücadele edebilmesi için olağanüstü eylemlere ihtiyaç duyulduğu anlaşılmıştır Tüm dünya enerji güvenliği, artan enflasyon, iklim hedeflerine ulaşmak ve tehlikeli küresel ısınmayı sınırlamak için daralan bir zaman penceresi içerisinde benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya kalarak bir mücadele vermeye çalışmaktadır.    Enerji krizine baktığımızda jeopolitiği, arz ve talebi, ekonomik şartları ve iklim konularını merkeze aldığını, iklim krizine baktığımızda ise enerjiyi tüm bileşenleri ile enerji güvenliğinden fosil yakıtlara, yenilenebilir enerjiden çevreye, birbiri ile bağlantılı disiplinler arası tüm hususları odak noktası haline getirdiğini, ekonomiye ve artan enflasyona  baktığımızda ise enerji ve iklim krizlerinin gölgesinde ülkelerin vaad ettikleri net sıfır emisyon hedefleri ile tam olarak örtüşemeyerek kendi bağımsızlığını ilan ettiğini görmekteyiz. Tüm bunlara hala eşlik eden küresel sağlık problemleri ve daha da acısı tüm bunların ortasında bir işgal, hayatını kaybeden bir sürü sivil ve masum, direnen bir halk ve maalesef insanlık dramı her gün haberlere konu olmaya devam etmektedir.    Nedense bütün bu olanların odağında olan ‘insan’ faktörünü görmeyi reddediyor ve eylemlerin getirdiği sonuçları bir şekilde “düzeltmeye” devam ettiğimizi düşünüyoruz.Aslında bu süreç ülke liderleri için de oldukça karışık ve zor.    COP-27’den sonra hem şirketlerin CEO’larının hem ülke liderlerinin kendilerine sordukları temel sorulardan biri, eğer net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmek istiyorsak enerji sektörü temelinde dönüşümü hızlandırabilmek ve aynı zamanda enerji güvenliğini  ve dayanıklılığını sağlayabilmek için ne yapmak gerekir?    Net sıfır hedefinden vazgeçip sadece sistem dayanıklılığı ve enerji güvenliğine mi odaklanmak yoksa kulakları tıkayıp tamamen net sıfır hedefine mi kilitlenmek gerekir?    Herhalde enerji güvenliği ile emisyon azaltımları arasındaki dengeyi bulmak hiç bu kadar zor olmamıştı. McKinsey Şirketler Topluluğu’nun COP-27 öncesi yayımladığı raporda da  belirtildiği gibi liderlerin net sıfıra giden yolda ülkeleri ya da şirketler bağlamında kuruluşları için değer üretmek, yeni fırsatlar yakalamak için çok daha cesur ve çevik olmaları gerekecektir.    Başka bir ifadeyle bugün enerji krizini çözmek net sıfır yoluna ulaşmak anlamına mı geliyor? Yoksa yenilenebilir enerjiye yatırım mevcut enerji altyapısının terk edilmesi anlamına mı geliyor? Bu sorulara cevap bulmak o kadar hızlı ve kolay olmayabilir.    COP-27’de yer alan tartışmaların temeli içinde bulunduğumuz ana verilecek en iyi tepkinin "veya" değil "ve" seçimini yapmak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yani bir ya da birkaç tanesini seçmek yerine mevcut şartlar karşısında uyum sağlarken uzun vadeye odaklanmayı sürdürmek anlamına gelmektedir.    COP-26’da, Glasgow’da 138 ülke bir araya gelip net sıfır emisyon hedeflerine ilişkin taahhütlerde bulunduklarında henüz enerji güvenliği konusuna bu seneki kadar odaklanılmamıştı. Oysa bu sene hem Şarm El Şeyh’de hem de küresel olarak her ülkede tüm sene boyunca en çok kullanılan kelimelerden biri oldu enerji güvenliği. Tüm ülkeler ve liderleri, şirketler ve CEO’ları 2050 yılının taahhütlerini anons ederken oyunun kurallarının aniden değişeceğini ve kartların yeniden karılacağını hesaba katmamıştı. Ancak artık farklı şekilde oynanması gerektiği kesin bir oyun var ortada. Savunmada mı kalacağız, hücumda mı oynayacağız bize kalmış ancak iki tercihin sonuçlarından da kaçınılmaz olarak etkileneceğimiz de bir gerçek.    Nihayetinde enerji dönüşümü için öncelikle güvenli, temiz ve karşılanabilirlik yaklaşımının benimsenmesinin önemi ortaya konulmuş ve bu hususa COP-27’de de vurgu yapılmıştır.     Bu yaklaşım dünya uzun vadede net sıfıra doğru ilerlemeye devam ederken liderlerin yarın değer üreten işletmelere dokunmak için bugünden esneklik etrafında stratejiler oluşturmasına imkan tanımaktadır.ENFLASYON AZALTMA YASASI - IRA    Geçen yıl Glasgow’da bir araya gelen finans sektörü de  bu geçişi fiilen finanse etmek için ihtiyaç duyulacak sermaye miktarını hesaplamaya başlamıştı. Bahse konu sermayeye ilişkin en heyecan verici haber ise yeniden tahsis edilen en yüksek mi

Sürdürülebilirlik ve enerji güvenliği: Enerji dönüşümünü yeniden tanımlıyoruz
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı ve Türkiye İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar ve Hazine ve İklim Değişikliği Uzmanı Dr. Bengü Özge Şerifoğlu, sürdürülebilirlik ve enerji güvenliğine ilişkin bir yazı kaleme aldı.2022 yılı sona erip giderken yerini 2023’e, insanlığı ise tüm dünyayı sarsan olaylar ve bunların sonuçları ile başbaşa bırakmaktadır.    Peki ne olmuştu 2022’de, gelin hep birlikte bir kısaca hatırlayalım:    Küresel pandeminin sağlık üzerindeki etkileri henüz bitmeden getirmiş olduğu ekonomik kriz, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan ve küresel piyasalarda çalkantılara sebep olan ilk ve en büyük küresel enerji krizi, COP-26’da alınan kararlar neticesinde tüm ülkelerce acilen atılması gereken adımlara vurgu yapan iklim krizi derken bu üçlü küresel kriz ile insanlığın mücadele edebilmesi için olağanüstü eylemlere ihtiyaç duyulduğu anlaşılmıştır Tüm dünya enerji güvenliği, artan enflasyon, iklim hedeflerine ulaşmak ve tehlikeli küresel ısınmayı sınırlamak için daralan bir zaman penceresi içerisinde benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya kalarak bir mücadele vermeye çalışmaktadır.    Enerji krizine baktığımızda jeopolitiği, arz ve talebi, ekonomik şartları ve iklim konularını merkeze aldığını, iklim krizine baktığımızda ise enerjiyi tüm bileşenleri ile enerji güvenliğinden fosil yakıtlara, yenilenebilir enerjiden çevreye, birbiri ile bağlantılı disiplinler arası tüm hususları odak noktası haline getirdiğini, ekonomiye ve artan enflasyona  baktığımızda ise enerji ve iklim krizlerinin gölgesinde ülkelerin vaad ettikleri net sıfır emisyon hedefleri ile tam olarak örtüşemeyerek kendi bağımsızlığını ilan ettiğini görmekteyiz. Tüm bunlara hala eşlik eden küresel sağlık problemleri ve daha da acısı tüm bunların ortasında bir işgal, hayatını kaybeden bir sürü sivil ve masum, direnen bir halk ve maalesef insanlık dramı her gün haberlere konu olmaya devam etmektedir.    Nedense bütün bu olanların odağında olan ‘insan’ faktörünü görmeyi reddediyor ve eylemlerin getirdiği sonuçları bir şekilde “düzeltmeye” devam ettiğimizi düşünüyoruz.Aslında bu süreç ülke liderleri için de oldukça karışık ve zor.    COP-27’den sonra hem şirketlerin CEO’larının hem ülke liderlerinin kendilerine sordukları temel sorulardan biri, eğer net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmek istiyorsak enerji sektörü temelinde dönüşümü hızlandırabilmek ve aynı zamanda enerji güvenliğini  ve dayanıklılığını sağlayabilmek için ne yapmak gerekir?    Net sıfır hedefinden vazgeçip sadece sistem dayanıklılığı ve enerji güvenliğine mi odaklanmak yoksa kulakları tıkayıp tamamen net sıfır hedefine mi kilitlenmek gerekir?    Herhalde enerji güvenliği ile emisyon azaltımları arasındaki dengeyi bulmak hiç bu kadar zor olmamıştı. McKinsey Şirketler Topluluğu’nun COP-27 öncesi yayımladığı raporda da  belirtildiği gibi liderlerin net sıfıra giden yolda ülkeleri ya da şirketler bağlamında kuruluşları için değer üretmek, yeni fırsatlar yakalamak için çok daha cesur ve çevik olmaları gerekecektir.    Başka bir ifadeyle bugün enerji krizini çözmek net sıfır yoluna ulaşmak anlamına mı geliyor? Yoksa yenilenebilir enerjiye yatırım mevcut enerji altyapısının terk edilmesi anlamına mı geliyor? Bu sorulara cevap bulmak o kadar hızlı ve kolay olmayabilir.    COP-27’de yer alan tartışmaların temeli içinde bulunduğumuz ana verilecek en iyi tepkinin "veya" değil "ve" seçimini yapmak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yani bir ya da birkaç tanesini seçmek yerine mevcut şartlar karşısında uyum sağlarken uzun vadeye odaklanmayı sürdürmek anlamına gelmektedir.    COP-26’da, Glasgow’da 138 ülke bir araya gelip net sıfır emisyon hedeflerine ilişkin taahhütlerde bulunduklarında henüz enerji güvenliği konusuna bu seneki kadar odaklanılmamıştı. Oysa bu sene hem Şarm El Şeyh’de hem de küresel olarak her ülkede tüm sene boyunca en çok kullanılan kelimelerden biri oldu enerji güvenliği. Tüm ülkeler ve liderleri, şirketler ve CEO’ları 2050 yılının taahhütlerini anons ederken oyunun kurallarının aniden değişeceğini ve kartların yeniden karılacağını hesaba katmamıştı. Ancak artık farklı şekilde oynanması gerektiği kesin bir oyun var ortada. Savunmada mı kalacağız, hücumda mı oynayacağız bize kalmış ancak iki tercihin sonuçlarından da kaçınılmaz olarak etkileneceğimiz de bir gerçek.    Nihayetinde enerji dönüşümü için öncelikle güvenli, temiz ve karşılanabilirlik yaklaşımının benimsenmesinin önemi ortaya konulmuş ve bu hususa COP-27’de de vurgu yapılmıştır.     Bu yaklaşım dünya uzun vadede net sıfıra doğru ilerlemeye devam ederken liderlerin yarın değer üreten işletmelere dokunmak için bugünden esneklik etrafında stratejiler oluşturmasına imkan tanımaktadır.ENFLASYON AZALTMA YASASI - IRA    Geçen yıl Glasgow’da bir araya gelen finans sektörü de  bu geçişi fiilen finanse etmek için ihtiyaç duyulacak sermaye miktarını hesaplamaya başlamıştı. Bahse konu sermayeye ilişkin en heyecan verici haber ise yeniden tahsis edilen en yüksek mi