Mavi ekonominin yeşil kalkınmadaki rolü
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar ile Hazine ve Maliye Uzmanı Arda Uludağ, Türkiye'nin denizlerinin ve deniz kaynaklarının korunmasının, sürdürülebilir kullanımının yeşil ekonomiye sağlayacağı faydalara değinen bir yazı kaleme aldı.Son yıllarda küresel pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve ardından enerji krizi başta olmak üzere dünyamızı ve insanlığı zorlayan pek çok riskle karşı karşıya kalınmış olup iklim değişikliği gibi acil eylem gerektiren bir konuda yeterli adımların atılamadığı görülmektedir. Geç kalınan her bir dakikanın insanlığımızın aleyhine işlediğinin şuuruyla uluslararası platformda gezegenimizi korumaya ve aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın da tesisine yardımcı olabilecek yeni araçlar ve politikalara yönelik ciddi bir arayış ortaya çıkmaktadır. Son dönemde ise öne çıkan ve kolay kolay da gündemdeki yerini kaybedecek gibi görünmeyen başlık ise mavi ekonomidir. Ekonomik büyümenin tesisi noktasında okyanus ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanılması ve korunması olarak algılanmakta olan mavi ekonomi; yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği ve iklim değişikliği de dâhil olmak üzere gezegenimizin karşı karşıya kaldığı pek çok riskle mücadele edebilme bağlamında giderek daha fazla ilgi görmektedir. Dünya Bankası tarafından mavi ekonomi okyanus ekosisteminin sağlığını korurken ekonomik büyüme, daha iyi geçim kaynakları ile istihdam tesisi için okyanus kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Komisyonu ise bu tanımın kapsamını genişleterek okyanuslar, denizler ve kıyılarla ilgili tüm ekonomik faaliyetlerin mavi ekonomi kapsamında ele alınabileceğini, bu sebeple de ifadenin birbiriyle irtibatlı ve gelişmekte olan çok çeşitli sektörleri ihtiva ettiğini belirtmektedir. Mavi ekonomi son on yıllarda yaşanan küresel, çevresel, ekonomik ve sosyal krizlere bir çözüm olarak görülmekte ve okyanus ile su kaynaklarının ekonomik refahı artırabilmek için sürdürülebilir bir şekilde kullanılabileceği fikrine dayanmaktadır. 2050 yılına kadar 9 milyarı aşması beklenen dünya nüfusunun hiç şüphesiz gıda, enerji, hammadde ihtiyaçlarının bugüne kıyasla çok daha fazla olacağı düşünüldüğünde okyanusların mutlak surette ekonomik büyüme denkleminde yer alması gerektiği değerlendirilmektedir. Buna karşın okyanuslar hâlihazırda ciddi bir aşırı kullanım, kirlilik, biyoçeşitlilik kaybı ve iklim değişikliği sebebiyle büyük bir tehdit altındadır. Bu sebeple ilk olarak okyanusların kirliliğinin önlenmesi ve akabinde ekonomik verimlerinin artırılmasına yönelik adımlar atılmasına dair ciddi bir bilinç geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan son derece önem arz ettiğini düşündüğümüz mavi ekonomi ve iklim değişikliği ilişkisine değinmenin yarar sağlayacağı değerlendirilmektedir. İklim değişirken mavi ekonomi aleyhimize çalışıyor Birleşmiş Milletler'in sürdürülebilir kalkınma hedefleri (SDG) arasında okyanusların, denizlerin ve deniz kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir kullanımına odaklanan SDG 14 ile bu zorlukların ele alınması için bir çerçeve sunulmaktadır. SDG 14'ün hedefi sağlıklı okyanuslar ve denizler tesis edilirken aynı zamanda ekonomik büyümenin, sosyal kapsayıcılık ile geçim kaynaklarının korunmasını veya iyileştirilmesini teşvik etmek olarak belirlenmiştir. Ancak bu hedefe ulaşmak için aynı iklim değişikliği konusunda olduğu gibi küresel çapta bir eylem ve uluslararası işbirliğinin yanı sıra yasal ve kurumsal çerçevelerin de uygulanması gerekmektedir. İklim değişikliği hepimizin bildiği üzere gezegenin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri olarak halen daha çözüm bulunması gereken krizler listesinde en üst sıradaki yerini korumakta ve Akdeniz bölgesi iklim krizinin olumsuz tesirlerine karşı bilhassa savunmasız pozisyonuyla ön planda bulunmaktadır. Bu bakımdan her iki konunun da birlikte ve tüm ülkelerin ortak çabalarıyla ele alınması gerekliliği yadsınamaz bir gerçektir. Biraz daha detaya inecek olursak iklim değişikliğinin mavi ekonomi üzerindeki en mühim tesirlerinden biri okyanus asitlenmesiyle gerçekleşmektedir. Atmosferdeki artan karbondioksit seviyeleri okyanus tarafından emilmekte, bu da pH seviyelerinin düşmesine ve suyun daha asidik hale gelmesine sebep olmaktadır. Bu durum asitli sularda kabuklarını ve iskeletlerini inşa etmek ve korumak için mücadele eden kabuklu deniz hayvanları ve mercan gibi deniz organizmaları üzerinde zararlı bir tesire sahip olabilmektedir. Bunun neticesinde balık ve diğer canlı popülasyonlarında düşüşe sebep olabilmekte ve bu da balıkçılık endüstrisine menfi yönde tesir etmektedir. Öte yandan deniz seviyesinin yükselmesi, iklim değişikliğinin mavi ekonomi üzerindeki bir diğer önemli sonucu olarak sayılabilmektedir. Yükselen deniz seviyeleri, altyapılara ve konut, otel gibi yapılara zarar verebilecek ve kıyı bölgelerini turizm için daha az çekici hale getirebilmekte, kıyı erozyonuna ve sellere yol açabilmektedir. Ek olarak deniz seviyesinin yü
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar ile Hazine ve Maliye Uzmanı Arda Uludağ, Türkiye'nin denizlerinin ve deniz kaynaklarının korunmasının, sürdürülebilir kullanımının yeşil ekonomiye sağlayacağı faydalara değinen bir yazı kaleme aldı.Son yıllarda küresel pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve ardından enerji krizi başta olmak üzere dünyamızı ve insanlığı zorlayan pek çok riskle karşı karşıya kalınmış olup iklim değişikliği gibi acil eylem gerektiren bir konuda yeterli adımların atılamadığı görülmektedir. Geç kalınan her bir dakikanın insanlığımızın aleyhine işlediğinin şuuruyla uluslararası platformda gezegenimizi korumaya ve aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın da tesisine yardımcı olabilecek yeni araçlar ve politikalara yönelik ciddi bir arayış ortaya çıkmaktadır. Son dönemde ise öne çıkan ve kolay kolay da gündemdeki yerini kaybedecek gibi görünmeyen başlık ise mavi ekonomidir. Ekonomik büyümenin tesisi noktasında okyanus ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanılması ve korunması olarak algılanmakta olan mavi ekonomi; yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği ve iklim değişikliği de dâhil olmak üzere gezegenimizin karşı karşıya kaldığı pek çok riskle mücadele edebilme bağlamında giderek daha fazla ilgi görmektedir. Dünya Bankası tarafından mavi ekonomi okyanus ekosisteminin sağlığını korurken ekonomik büyüme, daha iyi geçim kaynakları ile istihdam tesisi için okyanus kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Komisyonu ise bu tanımın kapsamını genişleterek okyanuslar, denizler ve kıyılarla ilgili tüm ekonomik faaliyetlerin mavi ekonomi kapsamında ele alınabileceğini, bu sebeple de ifadenin birbiriyle irtibatlı ve gelişmekte olan çok çeşitli sektörleri ihtiva ettiğini belirtmektedir. Mavi ekonomi son on yıllarda yaşanan küresel, çevresel, ekonomik ve sosyal krizlere bir çözüm olarak görülmekte ve okyanus ile su kaynaklarının ekonomik refahı artırabilmek için sürdürülebilir bir şekilde kullanılabileceği fikrine dayanmaktadır. 2050 yılına kadar 9 milyarı aşması beklenen dünya nüfusunun hiç şüphesiz gıda, enerji, hammadde ihtiyaçlarının bugüne kıyasla çok daha fazla olacağı düşünüldüğünde okyanusların mutlak surette ekonomik büyüme denkleminde yer alması gerektiği değerlendirilmektedir. Buna karşın okyanuslar hâlihazırda ciddi bir aşırı kullanım, kirlilik, biyoçeşitlilik kaybı ve iklim değişikliği sebebiyle büyük bir tehdit altındadır. Bu sebeple ilk olarak okyanusların kirliliğinin önlenmesi ve akabinde ekonomik verimlerinin artırılmasına yönelik adımlar atılmasına dair ciddi bir bilinç geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan son derece önem arz ettiğini düşündüğümüz mavi ekonomi ve iklim değişikliği ilişkisine değinmenin yarar sağlayacağı değerlendirilmektedir. İklim değişirken mavi ekonomi aleyhimize çalışıyor Birleşmiş Milletler'in sürdürülebilir kalkınma hedefleri (SDG) arasında okyanusların, denizlerin ve deniz kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir kullanımına odaklanan SDG 14 ile bu zorlukların ele alınması için bir çerçeve sunulmaktadır. SDG 14'ün hedefi sağlıklı okyanuslar ve denizler tesis edilirken aynı zamanda ekonomik büyümenin, sosyal kapsayıcılık ile geçim kaynaklarının korunmasını veya iyileştirilmesini teşvik etmek olarak belirlenmiştir. Ancak bu hedefe ulaşmak için aynı iklim değişikliği konusunda olduğu gibi küresel çapta bir eylem ve uluslararası işbirliğinin yanı sıra yasal ve kurumsal çerçevelerin de uygulanması gerekmektedir. İklim değişikliği hepimizin bildiği üzere gezegenin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri olarak halen daha çözüm bulunması gereken krizler listesinde en üst sıradaki yerini korumakta ve Akdeniz bölgesi iklim krizinin olumsuz tesirlerine karşı bilhassa savunmasız pozisyonuyla ön planda bulunmaktadır. Bu bakımdan her iki konunun da birlikte ve tüm ülkelerin ortak çabalarıyla ele alınması gerekliliği yadsınamaz bir gerçektir. Biraz daha detaya inecek olursak iklim değişikliğinin mavi ekonomi üzerindeki en mühim tesirlerinden biri okyanus asitlenmesiyle gerçekleşmektedir. Atmosferdeki artan karbondioksit seviyeleri okyanus tarafından emilmekte, bu da pH seviyelerinin düşmesine ve suyun daha asidik hale gelmesine sebep olmaktadır. Bu durum asitli sularda kabuklarını ve iskeletlerini inşa etmek ve korumak için mücadele eden kabuklu deniz hayvanları ve mercan gibi deniz organizmaları üzerinde zararlı bir tesire sahip olabilmektedir. Bunun neticesinde balık ve diğer canlı popülasyonlarında düşüşe sebep olabilmekte ve bu da balıkçılık endüstrisine menfi yönde tesir etmektedir. Öte yandan deniz seviyesinin yükselmesi, iklim değişikliğinin mavi ekonomi üzerindeki bir diğer önemli sonucu olarak sayılabilmektedir. Yükselen deniz seviyeleri, altyapılara ve konut, otel gibi yapılara zarar verebilecek ve kıyı bölgelerini turizm için daha az çekici hale getirebilmekte, kıyı erozyonuna ve sellere yol açabilmektedir. Ek olarak deniz seviyesinin yü





